|
Hasan POLATKAN
Hasan Polatkan, (d.1915 - ö 16 Eylül 1961) Eskişehirli ve Kırım Tatar kökenli bir politikacıdır. VIII., IX., X.ve XI. Dönem Eskişehir Milletvekilliği yapmıştır. Adnan Menderes'in partisi olan Demokrat Parti'nin Maliye Bakanı olan Polatkan, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra Adnan Menderes ve Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu le birlikte idam cezasına çarptırılmıştır. İdamı Fatin Rüşdü Zorludan önce gerçekleşmiştir.
Yassıada denildiğinde hep Başbakan Adnan Menderes ve İmralı’da kurulan darağaçları akıllara gelir. Onun kader arkadaşlarının yaşadıkları ise ‘gölgede kalan acılar’ hanesinde yazılı.
Dönemin Maliye Bakanı Hasan Polatkan ile Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu da idam sehpasında hayatlarını noktalamış; eşlerine, çocuklarına hasret bu dünyadan ayrılmışlardı. Mezarları Topkapı’da yan yana olan bu üç kader arkadaşının eşlerinden tek hayatta kalan 80 yaşındaki Mutahhara Polatkan. 41 yıldır gözyaşı döküyor. Onun da Menderesler gibi eşine yazdığı mektupları, paylaşmak istediği birçok hatıra, anlatmak istediği önemli gerçekler var. Şişli’deki evinin kapılarını ZAMAN’a açan bayan Polatkan’ın içi yanık, gönlü kırık, gözü ise hep yaşlı.
Mutahhara Polatkan eşiyle, Demokrat Partili bir mebus arkadaşının evinde tanıştı. Aslında Hasan Polatkan onu yıllar öncesinden tanıyor ve oldukça beğeniyordu. Hatta ziraat müfettişiyken kendisine talip oldu; ama babasını razı edemedi. Mutahhara nişanlanınca Hasan Polatkan bu sevdadan vazgeçti. Bir süre sonra nişan bozulunca ümitlenip tekrar istemeye karar verdi. Bu sefer mebus olarak kız istemiş ve olumlu sonuç almıştı. Mutahhara, Hasan Polatkan’la karşılaştığında, karşısında ciddi ve ağırbaşlı bir insan buldu; ama onu sevdi. 1949’da yılında da evlendiler.
Hasan Polatkan, evlilik yaşamı boyunca ailesinden tebessümü hiç eksik etmedi. Şakalaşmayı seven, taklitler yapan hayat dolu bir insandı. Hatta Yassıada’dan çıktıktan sonra mahkeme başkanının taklitlerini yapacağını düşünüyordu evdekiler. İşlerine ise o kadar önem gösteriyordu ki baldızının düğününe bile gelememişti.
27 Mayıs’a yaklaşılan günlerde hep ihtilalden söz ediliyordu. Bir keresinde evin büyük kızı Sema ağlayarak geldi ve dudaklarından şu sözler döküldü: “İhtilal olacakmış diyorlar.” Evdekileri teskin etmek ise Hasan Polatkan’a düşmüştü: “Merak etmeyin bir şey olmaz.”
Olayın üzerinden çok geçmemişti ki Polatkan ailesi için karanlık günler başladı. 27 Mayıs sabahı silah sesleri duyan Mutahhara Polatkan, dışarı baktığında evin etrafının askerle çevrildiğini gördü. Ne olduğunu anlamak için telefona sarıldı ve Dahiliye Vekili Namık Gedik’in evini aradı. Telefonu açan Gedik’in oğlu, “İhtilal oldu teyze. Babamı götürdüler.” deyince donakaldı. Ama onu daha da şaşkına çeviren karşı evden duyulan alkış ve yuh sesleriydi. Sesler, İsmet İnönü’nün damadı Metin Toker’in evinden geliyordu.
İhtilalin ilk gününde Eskişehir’de tutuklanan Hasan Polatkan bir süre Ankara Harbiye’de tutuldu. 11 gün sonra da İmralı’ya nakledildi. Fakat evinin etrafındaki silahlı birlik geri çekilmemişti. Arada sırada silahlar patlıyor ve evin içinde bulunan Mutahhara Polatkan, iki kızıyla beraber tir tir titriyordu. O anki korkularını şöyle ifade ediyor Mutahhara Polatkan: “Heyecan, titremek, üzülmek, korkmak, yemek yememek, uyuyamamak. Bunların hepsini ben iki çocuğumla beraber hissettim o günlerde.” Mutahhara hanım daha sonra Ankara’dan ayrılıp İstanbul’a gelmeye karar verdi. Tutuklu bulunan eşine daha yakın olmayı düşünmüştü. http://www.zaman.com.tr/200/02/07/politika/h3.htm
-----------------------------------------------------------------------
‘İnönü idamı önleyebilirdi’ Mutahhara Polatkan, eşinin başına gelenlere bugün bile bir anlam veremiyor. “Aklım havsalam almıyor hâlâ niçin idam edildiklerine. Diğerleri gibi birkaç yıl hapis yatıp çıkamazlar mıydı?” diye soruyor.
Cevabını ise yine kendisi veriyor: “İsmet İnönü seçimle tekrar gelemeyeceğini anladı ve askerleri kışkırttı. Onlara yardım etti ve ihtilal yaptırdı. Eğer İnönü o zaman ‘idam edilmemeli’ diye beyanat verseydi askerler bunu yapamazlardı. Sesini bilakis çıkarmadı. Çünkü cezaevinden çıkarlarsa şefaatçileri çok olur diye düşünüyordu.”
Polatkan ailesinin sıkıntısı bununla bitmedi. Babaları idam edildiği gün okula başlayacak olan iki kız çocuğunu okullar kabul etmedi. Okuma yazmaya yeni başlayan Nilgün ise 19 Mayıs İlköğretim Okulu’ndaki öğretmeni tarafından alaya alınıp küçük düşürüldü. Öğretmeni bir gün Nilgün’ü tahtaya kaldırarak sorular sormaya başladı: “Babanın adı ne? Ne iş yapıyor? Şu an nerede? Neden orada?” Bu alaycı sorular Nilgün’ü arkadaşlarının içinde yıllarca mahcup durumda bıraktı.
Sema da babası idam edilmeden önce beşinci sınıfta okurken benzer bir durumla karşılaştı. Babasının İmralı’daki hali sınıfta kendisine zorla izlettirildi ve babasının bir deri bir kemik halini gören kızı çok üzüldü. O kadar etkilendi ki babası idam edildikten sonra annesini yalnız bırakmamak için hiç evlenmedi. Mutahhara Polatkan, tutulduğu akciğer kanserine bir yıl önce yenik düşen ‘vefalı kızı’ Sema’nın yokluğunun acısını da taşıyor şimdi. Tek tesellisi küçük kızı Nilgün ve ‘Hasan’ isimli 17 yaşındaki torunu http://www.zaman.com.tr/2002/02/07/politika/h4.htm ------------------------------------------------------------------------
‘Vehbi Koç'un şahitliği eşimi kurtarırdı’ Mutahhara Polatkan, ‘Vehbi Koç şahitlik yapsa eşinin idam edilmeyeceğine’ inanıyor. Anlattığına göre, Hasan Polatkan CHP’li olarak bilinen Vehbi Koç’a büyük destek çıkmıştı.
Hatta ona 10 fabrika kurdurmuştu. Halbuki kendisine yapılan suçlama, “Bakanlık kaynaklarını Demokrat Partili yandaşlarına akıtıyor.” şeklindeydi. Koç’un şahitliği o yüzden büyük önem taşıyordu. Nitekim Polatkan’ın avukatları Koç’un şahit olarak dinlenmesini talep edecekti. Ancak Vehbi Koç o esnada Türkiye’den ayrılmıştı: “Bizim, Koç’u şahit olarak gösterme niyetimiz öğrenilmiş olacak ki Vehbi Bey’in Türkiye’den ayrılmasını sağladılar. O dönemde yurtdışına çıkışlar yasak olduğu halde Vehbi Bey’i İtalya’ya gönderdiler. Koç, bunu biliyordu veya bilmiyordu. Ama o zaman mahkemede konuşsaydı eşimi belki suçlayamazlardı. Partizan olsa CHP’li Koç’a niye yardım edecekti ki?”
Hasan Polatkan mahkemede bunları anlatmak istemiş; ama yeteri kadar söz verilmemişti. Mutahhara Polatkan, eşinin mahkemede anlatamadıklarını şöyle dile getiriyor: “Ben partizan değilim. Vehbi Koç’un halk partili olduğunu biliyordum. Buna rağmen bir gün çağırıp, ‘Vehbi Bey sen dışarıdan alıp burada satıyorsun. Fabrika kur.’ diye teşvik eden benim. 10 tane fabrikasını biz teşvik ettik.” http://www.zaman.com.tr/2002/02/07/politika/h8.htm ------------------------------------------------------------------------
‘Babamın servetini Hasan’dan sordular’ Mutahhara ve Hasan Polatkan arasındaki tek görüşme aracı mektuptu. Eşinin ilk mektubunu 10 gün sonra alabildi.
Hasan Polatkan ailesine moral vermek için mektubunda gayet iyi olduğundan bahsediyordu. Ayrıca mektubunun sonunda terlik, havlu, tıraş makinesi, tırnak makası gibi ihtiyaçlardan bahsetti ve onların temin edilmesini rica etti.
Polatkan’ın mektupları Adnan Menderes’in eşine yazdığı duygusal mektuplardan çok farklıydı. İçeriği sevgi dolu cümlelerden ziyade suçlamalara cevap vermek için eşinden bir yardım talebi gibiydi. Yassıada Mahkemesi’nde sürekli Hasan Polatkan’ın zenginliğinin nereden geldiği soruluyordu. Mektuplarında, bu suçlamalara karşı savunma için gerekli olan tapu ve makbuz gibi belgelerin acilen teminini istiyordu. Halbuki zengin olan Hasan Polatkan değil, eşiydi. Mutahhara Polatkan’ın babasından gelen bir zenginliği vardı. Yıllar önce Kırım’dan Türkiye’ye kaçan babası kısa zamanda Türkiye’nin en zengin ticaret adamlarından olmuştu. Türkiye’deki ilk Marsilya tipi kiremit fabrikası ona aitti.
Çocuklarına yazdığı mektup ise duygu doluydu Polatkan’ın. İdamından dört buçuk ay önce ‘Sevgili çocuklarım Sema ve Nilgün’ diye başladığı mektubunda sevgi, hasret ve şefkat vardı: “Semacığım. İmtihanların yaklaşıyor. Allah kolaylık versin. Fakat sen merak etme. Allah’ın yardımı ile muvaffak olursun. İmtihanlarınız sözlü olduğuna göre çekingen olma. Cıvıl cıvıl konuş. Nilgüncüğüm. Ben burada her gün Fatoş ile Güngörmüş’ü okuyor, hem gülüyor, hem de seni hatırlıyorum. İnşallah seni bir gün dizlerime oturtarak o hikayeleri sana ben okurum. İkinizi de hasretle kucaklar, gözlerinizden, yanaklarınızdan öperim sevgili çocuklarım.” http://www.zaman.com.tr/2002/02/07/politika/h5.htm ------------------------------------------------------------------------
‘Öldürün; ama hakaret etmeyin’ Mutahhara ve Hasan Polatkan’ın ikinci ve son görüşmesi idamdan 20 gün önceydi. Kocasını bitkin halde gören bayan Polatkan oldukça üzüldü.
83 kiloluk adam 16 ayda 38 kiloya düşmüştü. Görüşme sırasında bir başka gerçeği daha öğrendi: “Elinin üzerinde bir ben olduğunu gördüm. (O ne?) diye sordum. (Yok hiçbir şey) dedi ve elini sakladı. Sonra arkadaşlarından öğrendim ki elinin üzerinde sigara söndürmüşler. Zaten çok eziyet etmişler Hasan Bey’e. Yarı beline kadar gelen soğuk suyun içinde tutuyorlarmış. Sürekli hakaret ediyor ve poposuna tekmeyle vuruyorlarmış. Hasan Bey bir gün kumandana ‘Bizi öldürecekseniz hemen öldürün; ama lütfen bu hakaretleri durdurun. Artık tahammül edemiyorum.’ demiş.”
Takvimler 16 Eylül 1961’i gösterdiğinde Polatkan’ın İstanbul’daki evi artık bir cenaze eviydi. Eve gelen misafirler idamı biliyorlar: ama belli etmiyorlardı. Mutahhara Polatkan, kara haberi kısa bir süre sonra kayınbiraderinden öğrendi: “Abimi idam ettiler.” O an sessizlik bir çığlık sesiyle bozuldu. Bayan Polatkan fenalık geçirdi ve sokağa fırlayarak kendini araçların arasına attı. Mutahhara Polatkan eşinin öldüğüne uzun zaman inanamamış. Ölümünün 40. günü okutulan mevlit sırasında bile, eşinin çıkıp gelivereceğini düşünmüş.
http://www.zaman.com.tr/2002/02/07/politika/h6.htm ------------------------------------------------------------------------
‘Bilmedin ne korkunç uykudaydın, 27 Mayıs sabahı uyandın’ Yassıada mektuplarının tek ortak yanı 10 satırı geçmemesiydi. Zarfların üzerine ise ‘Bilmedin ne korkunç uykudaydın, 27 Mayıs sabahı uyandın’ türü yazılar yazılıyordu.
Tek tek okunan mektuplarda sakıncalı görülen kelimelerin üzeri karalanıyordu. Ama kimya mühendisi olan bayan Polatkan, üzeri karalanmış yazıları okumak için bir formül bulmuştu. Uygun bir asitle karalanmış yerleri silmeye çalışıyordu.
Polatkanlar’ın ilk buluşması ihtilalden 11 ay sonra gerçekleşti. Hasan Polatkan eşine yazdığı mektupta bir an önce görüşme müracaatında bulunmalarını istedi. ‘Soyadına göre içeri alırlarsa sona kalabilirsiniz endişelenmeyin.’ demeyi de ihmal etmedi. Görüşmeler başladığında Polatkanlar ilk kafilede yer aldı. Beş yaşındaki kızı Nilgün ve 10 yaşındaki Sema da babalarını görmeye gelmişlerdi. Bir barakada yapılan buluşma esnasında askerler yanlarındaydı. “Karşımızda iki tane subay oturuyordu. Elbiselerinin altından tabancalarını bize doğrultuyorlardı. Bu mutlu anımızda bile huzurlu olamamıştık.” diye o günü hatırlıyor Mutahhara Polatkan. http://www.zaman.com.tr/2002/02/07/politika/h7.htm
------------------------------------------------------------------------
‘Demirel 41 yılda sadece bir kez bizi aradı’ Eşinin mezarını idamdan yedi yıl sonra görebildi Mutahhara Polatkan. İmralı’ya gittiğine hem seviniyor hem de bir daha gelemeyecek olmanın hüznünü yaşıyordu.
İstiyordu ki Hasan’ı İstanbul’da bir yere gömülsün ve dilediği an gidip dua edebilsin. Bu arzusu 27 yıl sonra gerçekleşti. Dönemin Başbakanı Turgut Özal, Topkapı’da iki ay içinde bir anıt mezar yaptırdı ve iade–i itibarlarını sağlayarak Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun naaşını buraya aldırdı.
Mutahhara Polatkan, bu yöndeki talebini Özal, kabirleri İstanbul’a taşımadan yıllar önce Süleyman Demirel’e de iletmiş. Ancak Demirel buna yanaşmamış. Bayan Polatkan, Demirel’e kırgın: “41 yılda topu topu bir defa geldi. Bizim mirasımızın üzerine siyaset yaptığı halde vefasız davrandı. Onların mezarını taşımak Özal yerine Demirel’e düşmeliydi. Demirel bunu istemedi ve yapmadı. Sanatçıları Köşk’e çağırıp çaylar verirken, bizleri hatırlamadı.”
|